Selo 🇹🇷 :
Evet, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) getirdiği mesaj uyandırıcı ve dönüştürücüydü; ancak bu devrim, onun kişisel tercihi ya da siyasi zekâsının ürünü değil, doğrudan Allah’tan gelen vahyin sonucuydu. Kur’an bu dönüşümün kaynağını açıkça ortaya koyar: “O hevâsından konuşmaz; söyledikleri kendisine vahyedilenden başkası değildir” (Necm 53/3-4). Peygamber, işini kolaylaştıracak uzlaşmaları bilinçli olarak reddetmiş; kendisine sunulan güç, servet ve makam teklifleri karşısında tavrı net olmuştur: “De ki: Ben, bana vahyedilene uymaktan başkasına uymam” (En‘âm 6/50).
Hz. Muhammed’i diğer devrimci liderlerden ayıran en temel fark; süreçlere göre eğilip bükülen, zamana göre ilke değiştiren biri olmamasıydı. İlk vahyi aldığı andan itibaren, “ama” ya da “fakat” demeden, tüm akrabalarının, kabilesinin ve dönemin güç odaklarının karşısında dahi Allah’ın emrini aynı açıklık ve kararlılıkla dile getirdi. Tarihteki pek çok devrimci, kurduğu düzeni kendi otoritesi etrafında inşa ederken; Hz. Muhammed, Kur’an’da bizzat tenkit edilen, kendisinin yalnızca bir kul olduğunu defalarca vurgulayan bir peygamberdir. Mütevazı bir hayat sürmüş, ağır çileler çekmiş ve şahsî bir iktidar inşa etmemiştir.
Eğer hedef dünyevî bir uyanış ya da kısa vadeli bir başarı olsaydı, elbette daha kolay yolları seçebilirdi. Ancak Kur’an, onun en zor yolu, yani hakikati tavizsiz tebliğ etmeyi tercih ettiğini bildirir: “Onların arzularına uyarsan, sana Allah’tan ne bir dost ne de bir yardımcı olur” (Bakara 2/120). Bu sebeple ortaya çıkan değişim bir “devrim” olarak adlandırılacaksa, bu insan aklının değil, vahyin devrimidir. Peygamber de bu sürecin mimarı değil, emaneti eksiksiz taşıyan elçisidir: “Elçiye düşen ancak apaçık tebliğdir” (Nûr 24/54). Değişim onun keyfinden değil, Allah’tan gelmiştir; bu yüzden de kalıcı olmuştur.
++
2025-12-18 16:40:54