@tungaoke: Bir zamanlar bir darbukacı varmış. Kalabalıkların içinde çalarken bile yalnız hissedermiş. Parmakları ritmi bulur ama kalbi hep yarım atarmış. Geceleri boş salonlarda yankıya karşı çalışır, kimse duymuyormuş gibi çalarmış. Hüzün, darbukasının derisine işlemiş. Bir gün fark etmiş: Ritim aslında sadece acıyı değil, iyileşmeyi de taşırmış. Vurmaya değil, anlatmaya başlamış. Her darbe bir yarayı kapatmış, her tempo bir adım ileri götürmüş. Gülmeyi önce ritimde, sonra yüzünde bulmuş. Şimdi sahnede. Aynı darbuka… ama başka bir hikâye. Çünkü bazı insanlar mutlu olmayı öğrenmez, ritmini bulur.