@uuwhxhs: Bầu trời xanh, làn mây trắng. Anh yêu nắng hay yêu em?

Emma
Emma
Open In TikTok:
Region: VN
Saturday 27 June 2026 18:22:55 GMT
169
22
0
0

Music

Download

Comments

There are no more comments for this video.
To see more videos from user @uuwhxhs, please go to the Tikwm homepage.

Other Videos

Dünyanın en zengin aristokratlarından biriydi… Ama hayatının sonunda servetini değil, hakikati arıyordu. İşte Lev Tolstoy’un sıra dışı hikâyesi…” 1828 yılında Rusya’da soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Lev Tolstoy, doğuştan kont unvanına sahipti. Büyük malikânelerde yaşadı, servetin ve ayrıcalığın içinde büyüdü. Gençliğinde kumar oynadı, borçlandı, orduya katıldı ve Kırım Savaşı’nda görev yaptı. Savaşın anlamsızlığına bizzat tanıklık etti. Bu deneyimler, onun hayata bakışını tamamen değiştirdi. Ardından dünya edebiyatının iki başyapıtını yazdı: Savaş ve Barış ile Anna Karenina. Bu eserler bugün hâlâ gelmiş geçmiş en büyük romanlar arasında gösteriliyor. Ama asıl ilginç olan bundan sonra yaşandı. Şöhretin zirvesindeyken derin bir varoluş krizi yaşadı. “Hayatın anlamı nedir?” sorusunun peşine düştü. Servetin, makamın ve ünün insanı mutlu etmeye yetmediğini savundu. Kendi tarlasında köylülerle birlikte çalıştı, sade kıyafetler giydi ve gösterişli yaşamını terk etmeye başladı. Düşünceleri, dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanı etkiledi. Hatta Mahatma Gandhi, şiddetsiz direniş anlayışını geliştirirken Tolstoy’un fikirlerinden ilham aldığını açıkça ifade etti. 82 yaşındayken, bir sonbahar gecesi evini sessizce terk etti. Hayatının geri kalanını sade bir şekilde geçirmek istiyordu. Ancak yolculuk sırasında hastalandı ve küçük bir tren istasyonunda hayata veda etti. Geride yalnızca romanlar değil, insanın vicdanını sorgulatan fikirler bıraktı. Ve belki de onu en iyi anlatan sözü şuydu: “Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür; ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.
Dünyanın en zengin aristokratlarından biriydi… Ama hayatının sonunda servetini değil, hakikati arıyordu. İşte Lev Tolstoy’un sıra dışı hikâyesi…” 1828 yılında Rusya’da soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Lev Tolstoy, doğuştan kont unvanına sahipti. Büyük malikânelerde yaşadı, servetin ve ayrıcalığın içinde büyüdü. Gençliğinde kumar oynadı, borçlandı, orduya katıldı ve Kırım Savaşı’nda görev yaptı. Savaşın anlamsızlığına bizzat tanıklık etti. Bu deneyimler, onun hayata bakışını tamamen değiştirdi. Ardından dünya edebiyatının iki başyapıtını yazdı: Savaş ve Barış ile Anna Karenina. Bu eserler bugün hâlâ gelmiş geçmiş en büyük romanlar arasında gösteriliyor. Ama asıl ilginç olan bundan sonra yaşandı. Şöhretin zirvesindeyken derin bir varoluş krizi yaşadı. “Hayatın anlamı nedir?” sorusunun peşine düştü. Servetin, makamın ve ünün insanı mutlu etmeye yetmediğini savundu. Kendi tarlasında köylülerle birlikte çalıştı, sade kıyafetler giydi ve gösterişli yaşamını terk etmeye başladı. Düşünceleri, dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanı etkiledi. Hatta Mahatma Gandhi, şiddetsiz direniş anlayışını geliştirirken Tolstoy’un fikirlerinden ilham aldığını açıkça ifade etti. 82 yaşındayken, bir sonbahar gecesi evini sessizce terk etti. Hayatının geri kalanını sade bir şekilde geçirmek istiyordu. Ancak yolculuk sırasında hastalandı ve küçük bir tren istasyonunda hayata veda etti. Geride yalnızca romanlar değil, insanın vicdanını sorgulatan fikirler bıraktı. Ve belki de onu en iyi anlatan sözü şuydu: “Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür; ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.

About