@starwxrld15: #relatable #mh #sad #fyp #summerlooks

madilynicole
madilynicole
Open In TikTok:
Region: US
Thursday 16 July 2026 20:32:17 GMT
419
58
2
0

Music

Download

Comments

mongoose121
Adie1210 :
2026-07-16 20:41:46
0
To see more videos from user @starwxrld15, please go to the Tikwm homepage.

Other Videos

O Gece: Yaralı Almaya Gidenlerin Öyküsü ve Vicdanın Sınavı! 15 Temmuz gecesi üzerine çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Kimi öyküler var ki, gürültünün içinde kayboldu. Jandarma Tabip Üsteğmen Osman Elmalıca’nın anlattıkları, tam da bu kaybolan öykülerden biri. Bir doktor… Bir asker… Bir acil servis sorumlusu… Gece yarısı gelen bir mesaj: “Herkes acilen görev yerine.” Bu çağrı, onun için bir emirdi. Tartışmasız, sorgusuz. Çünkü o bir hekimdi. Görevi hayat kurtarmaktı. Beştepe’ye yaralı almaya gitti! Bugün geriye dönüp baktığımızda şu soruyu sormadan edemiyoruz: O gece kim neyi biliyordu? Kim neyin içindeydi? Ve kim sadece görevini yapıyordu? Elmalıca’nın anlattıkları, içeride bir savaş değil, bir belirsizlik olduğunu gösteriyor. Korku… Panik… Ne olduğunu anlamaya çalışan insanlar… Organize bir çatışma yok. Koordine bir saldırı yok. Ama dışarıdan gelen yoğun bir ateş var. İçeridekiler… Kendi canını kurtarmak yerine başkalarını korumaya çalışan insanlar. Bu detay önemli. Çünkü bize şunu söylüyor: O gece herkes aynı öykü'nün içinde değildi. Asıl kırılma ise dışarı çıkıldığında başlıyor! Silah bırakılıyor. Eller başın üzerine konuluyor. Teslim olunuyor. Ama karşılık ne? Öfke… Şiddet… Linç atmosferi… İnsanların yere çöktürüldüğü, darp edildiği, aşağılandığı bir tablo. Burada durup düşünmek gerekiyor: Bir suç isnadı varsa, bunun yeri mahkemedir. Sokak değil. Öfke değil. Kalabalık değil. Çünkü adalet, en çok da öfkenin yükseldiği anlarda sınanır. Elmalıca’nın anlattığı gözaltı süreci ise sadece bir bireyin değil, bir dönemin karanlık sayfalarına işaret ediyor. Günlerce tuvalete gidemeyen insanlar… Soğuk suyla ıslatılan bedenler… Gece alınıp götürülen ve geri dönüp dönmeyeceği bilinmeyen insanlar… En önemlisi: Ölüm korkusu. Bir insanın, “Şimdi öldürüleceğim” diye düşündüğü an… İşte o anda Elmalıca’nın aklına Cumartesi Anneleri geliyor. Bu detay tesadüf değil! Neden mi; Berfo ana gibi Cumartesi Anneleri; Bu coğrafyada kaybolmanın ne demek olduğunu bilenlerin hafızasıdır. Bir insanın iz bırakmadan yok edilmesinin, geride kalanlar için ne anlama geldiğinin simgesidir. Elmalıca o an şunu düşünüyor: “Beni de öldürürler ve bir yere atarlar. Ailem beni arar.” Bu cümle, bir ülkede korkunun geldiği noktayı anlatır. Bir başka çarpıcı nokta daha var: Mahkemede anlatmak istiyor. Ama anlatması engelleniyor. Eğer bir sav varsa, Eğer bir suç varsa, Eğer bir savunma varsa… Hepsi konuşulmalıdır. Konuşulmayan her şey, bir gün daha büyük bir soruya dönüşür: “Gerçek neydi?” Bu yazı bir hüküm vermek için değil. 15 temmuz'un 10 yıl dönümünde bir anımsatma yapmak için yazıldı: Adalet, sadece suçluyu cezalandırmak değildir. Aynı zamanda masumu korumaktır. Adalet, sadece mahkeme salonlarında değil, Sokakta, gözaltında, bir insanın en savunmasız anında da geçerli olmalıdır. Osman Elmalıca diyor ki: “Biz o gece kimseye zarar vermedik. Yaralı almaya gittik.” Belki herkes aynı düşüncede olmayabilir. Belki bu sözler tartışılabilir. Ne var ki tartışılmayacak tek şey şudur: Hiçbir koşulda işkence meşru değildir. Hiçbir koşulda insan onuru yok sayılamaz. Hukuk devleti olan bir ülkenin gerçek gücü, En zayıfına nasıl davrandığıyla ölçülür. Belki de asıl soru şu olmalıdır; O gece kim kazandı? Kim kaybetti? Bu darbe komplosu kimin işine yaradı?.. Yoksa hep birlikte bir şeyleri mi yitirdik? Dinleyelim mi! https://www.youtube.com/watch?v=na0N8usW7k8
O Gece: Yaralı Almaya Gidenlerin Öyküsü ve Vicdanın Sınavı! 15 Temmuz gecesi üzerine çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Kimi öyküler var ki, gürültünün içinde kayboldu. Jandarma Tabip Üsteğmen Osman Elmalıca’nın anlattıkları, tam da bu kaybolan öykülerden biri. Bir doktor… Bir asker… Bir acil servis sorumlusu… Gece yarısı gelen bir mesaj: “Herkes acilen görev yerine.” Bu çağrı, onun için bir emirdi. Tartışmasız, sorgusuz. Çünkü o bir hekimdi. Görevi hayat kurtarmaktı. Beştepe’ye yaralı almaya gitti! Bugün geriye dönüp baktığımızda şu soruyu sormadan edemiyoruz: O gece kim neyi biliyordu? Kim neyin içindeydi? Ve kim sadece görevini yapıyordu? Elmalıca’nın anlattıkları, içeride bir savaş değil, bir belirsizlik olduğunu gösteriyor. Korku… Panik… Ne olduğunu anlamaya çalışan insanlar… Organize bir çatışma yok. Koordine bir saldırı yok. Ama dışarıdan gelen yoğun bir ateş var. İçeridekiler… Kendi canını kurtarmak yerine başkalarını korumaya çalışan insanlar. Bu detay önemli. Çünkü bize şunu söylüyor: O gece herkes aynı öykü'nün içinde değildi. Asıl kırılma ise dışarı çıkıldığında başlıyor! Silah bırakılıyor. Eller başın üzerine konuluyor. Teslim olunuyor. Ama karşılık ne? Öfke… Şiddet… Linç atmosferi… İnsanların yere çöktürüldüğü, darp edildiği, aşağılandığı bir tablo. Burada durup düşünmek gerekiyor: Bir suç isnadı varsa, bunun yeri mahkemedir. Sokak değil. Öfke değil. Kalabalık değil. Çünkü adalet, en çok da öfkenin yükseldiği anlarda sınanır. Elmalıca’nın anlattığı gözaltı süreci ise sadece bir bireyin değil, bir dönemin karanlık sayfalarına işaret ediyor. Günlerce tuvalete gidemeyen insanlar… Soğuk suyla ıslatılan bedenler… Gece alınıp götürülen ve geri dönüp dönmeyeceği bilinmeyen insanlar… En önemlisi: Ölüm korkusu. Bir insanın, “Şimdi öldürüleceğim” diye düşündüğü an… İşte o anda Elmalıca’nın aklına Cumartesi Anneleri geliyor. Bu detay tesadüf değil! Neden mi; Berfo ana gibi Cumartesi Anneleri; Bu coğrafyada kaybolmanın ne demek olduğunu bilenlerin hafızasıdır. Bir insanın iz bırakmadan yok edilmesinin, geride kalanlar için ne anlama geldiğinin simgesidir. Elmalıca o an şunu düşünüyor: “Beni de öldürürler ve bir yere atarlar. Ailem beni arar.” Bu cümle, bir ülkede korkunun geldiği noktayı anlatır. Bir başka çarpıcı nokta daha var: Mahkemede anlatmak istiyor. Ama anlatması engelleniyor. Eğer bir sav varsa, Eğer bir suç varsa, Eğer bir savunma varsa… Hepsi konuşulmalıdır. Konuşulmayan her şey, bir gün daha büyük bir soruya dönüşür: “Gerçek neydi?” Bu yazı bir hüküm vermek için değil. 15 temmuz'un 10 yıl dönümünde bir anımsatma yapmak için yazıldı: Adalet, sadece suçluyu cezalandırmak değildir. Aynı zamanda masumu korumaktır. Adalet, sadece mahkeme salonlarında değil, Sokakta, gözaltında, bir insanın en savunmasız anında da geçerli olmalıdır. Osman Elmalıca diyor ki: “Biz o gece kimseye zarar vermedik. Yaralı almaya gittik.” Belki herkes aynı düşüncede olmayabilir. Belki bu sözler tartışılabilir. Ne var ki tartışılmayacak tek şey şudur: Hiçbir koşulda işkence meşru değildir. Hiçbir koşulda insan onuru yok sayılamaz. Hukuk devleti olan bir ülkenin gerçek gücü, En zayıfına nasıl davrandığıyla ölçülür. Belki de asıl soru şu olmalıdır; O gece kim kazandı? Kim kaybetti? Bu darbe komplosu kimin işine yaradı?.. Yoksa hep birlikte bir şeyleri mi yitirdik? Dinleyelim mi! https://www.youtube.com/watch?v=na0N8usW7k8

About