@keith.urban13107:

Keith Urban
Keith Urban
Open In TikTok:
Region: NG
Tuesday 21 July 2026 19:16:41 GMT
305
2
0
1

Music

Download

Comments

There are no more comments for this video.
To see more videos from user @keith.urban13107, please go to the Tikwm homepage.

Other Videos

ÜLKÜCÜ HAREKETİN ZİNDANLARDAKİ ÇİLESİ, DARAĞAÇLARINDAKİ ŞEHADETİ 12 Eylül 1980 askerî darbesi, Türkiye’nin demokrasi tarihine ağır yaralar bırakan karanlık bir dönemin başlangıcı oldu. Darbenin ardından ülkücü hareket ağır bir baskı ve zulüm sürecine sürüklendi. Binlerce ülkücü tutuklandı; zindanlarda ağır baskı ve işkencelere maruz kaldı, ailelerinden ve sevdiklerinden koparıldı. Mamak Askerî Cezaevi ise ülkücülerin hafızasında C-5 ve “kafes” uygulamalarıyla özdeşleşen bir zulüm mekânına dönüştü. C-5’teki sorgu ve işkencelerin ardından “kafes” olarak anılan yerde uygulanan ağır disiplin ve şiddet, 12 Eylül zindanlarının hafızalara kazınan en acı simgelerinden biri oldu. Dönemin en acı ve unutulmaz sayfalarından biri, genç ülkücülerin zindanlara atılması, işkencelerden geçirilmesi ve darağaçlarına gönderilmesiydi. Darbeci Kenan Evren’in “bir sağdan, bir soldan” anlayışı, yapılan idamları sözde bir denge ve tarafsızlık görüntüsü içinde sunuyordu. Oysa ülkücü gençler açısından ortada bir “denge” değil, ağır bir zulüm ve büyük bir mağduriyet vardı. Genç yaşta tutuklandılar, yıllarca zindanlarda çile çektiler, işkencelere maruz kaldılar; bazıları ise dönemin ağır askerî yargı süreçlerinin sonunda en ağır cezaya, darağacına gönderildi. Mustafa Pehlivanoğlu başta olmak üzere darağacına gönderilen ülkücü gençlerin hayatları, darbecilerin oluşturduğu siyasi atmosfer içinde yarıda bırakıldı. Onların yaşları, aileleri, sevdikleri, hayalleri ve gelecekleri vardı. Fakat bütün bunlar bir anda ellerinden alındı. “Bir sağdan, bir soldan” denilerek ortaya konulan tablo, ülkücülerin yaşadığı zulmü hafifletmez; aksine, genç insanların hayatlarının nasıl bir siyasi denge anlayışının içinde feda edildiğini gösterir. Ülkücü gençlerin acısı bir istatistik, idamları bir denge unsuru, hayatları ise siyasi hesabın rakamı değildir. 12 Eylül’ün ülkücülere yaşattığı zindanlar, C-5’teki işkenceler, “kafes” zulmü, ağır mahkeme süreçleri, idamlar ve ailelerin çektiği tarifsiz acılar, tarihin hafızasında bütün ağırlığıyla yerini korumaktadır. Mustafa Pehlivanoğlu, Cevdet Karakaş, İsmet Şahin, Fikri Arıkan, Cengiz Baktemur, Ali Bülent Orkan, Ahmet Kerse, Halil Esendağ ve Selçuk Duracık… Dokuz genç, dokuz yarım kalmış hayat… Mustafa Pehlivanoğlu’nun darağacına gönderilmeden önce kaleme aldığı mektubundaki “Mustafalar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar.” sözleri, onun inancını ve teslim olmayan ruhunu ortaya koyuyordu. Ailesine ve sevdiklerine bıraktığı son satırlar, darağacının gölgesinde bile davasından ve inancından vazgeçmeyen bir ülkücü gencin vasiyeti olarak hafızalara kazındı. Ali Bülent Orkan’ın son günlerinde dahi ibadetine ve yarım kalan hatmini tamamlamaya önem verdiğine dair anlatımlar, onun darağacının gölgesinde bile inancına bağlı kaldığını aktaran hatıralar arasında yer aldı. Onları anmak; yalnızca isimlerini ve tarihlerini hatırlamak değildir. Zindanlarda çekilen çileyi, C-5 ve kafes zulmünü, mahkemelerde yaşanan acıları, ailelerin gözyaşlarını ve darağaçlarında yarım bırakılan hayatları unutmamaktır. 12 EYLÜL’Ü UNUTMADIK. UNUTMAYACAĞIZ. ARŞİV BELGE VE BİLGİ: solmayangullerimizarsiv@outlook.com Ruhları şad, mekânları cennet olsun. #milliyetciturkiye #solmayangüllerimiz #vefa #basbugalpaslanturkes #ülkücüsehitlerimiz
ÜLKÜCÜ HAREKETİN ZİNDANLARDAKİ ÇİLESİ, DARAĞAÇLARINDAKİ ŞEHADETİ 12 Eylül 1980 askerî darbesi, Türkiye’nin demokrasi tarihine ağır yaralar bırakan karanlık bir dönemin başlangıcı oldu. Darbenin ardından ülkücü hareket ağır bir baskı ve zulüm sürecine sürüklendi. Binlerce ülkücü tutuklandı; zindanlarda ağır baskı ve işkencelere maruz kaldı, ailelerinden ve sevdiklerinden koparıldı. Mamak Askerî Cezaevi ise ülkücülerin hafızasında C-5 ve “kafes” uygulamalarıyla özdeşleşen bir zulüm mekânına dönüştü. C-5’teki sorgu ve işkencelerin ardından “kafes” olarak anılan yerde uygulanan ağır disiplin ve şiddet, 12 Eylül zindanlarının hafızalara kazınan en acı simgelerinden biri oldu. Dönemin en acı ve unutulmaz sayfalarından biri, genç ülkücülerin zindanlara atılması, işkencelerden geçirilmesi ve darağaçlarına gönderilmesiydi. Darbeci Kenan Evren’in “bir sağdan, bir soldan” anlayışı, yapılan idamları sözde bir denge ve tarafsızlık görüntüsü içinde sunuyordu. Oysa ülkücü gençler açısından ortada bir “denge” değil, ağır bir zulüm ve büyük bir mağduriyet vardı. Genç yaşta tutuklandılar, yıllarca zindanlarda çile çektiler, işkencelere maruz kaldılar; bazıları ise dönemin ağır askerî yargı süreçlerinin sonunda en ağır cezaya, darağacına gönderildi. Mustafa Pehlivanoğlu başta olmak üzere darağacına gönderilen ülkücü gençlerin hayatları, darbecilerin oluşturduğu siyasi atmosfer içinde yarıda bırakıldı. Onların yaşları, aileleri, sevdikleri, hayalleri ve gelecekleri vardı. Fakat bütün bunlar bir anda ellerinden alındı. “Bir sağdan, bir soldan” denilerek ortaya konulan tablo, ülkücülerin yaşadığı zulmü hafifletmez; aksine, genç insanların hayatlarının nasıl bir siyasi denge anlayışının içinde feda edildiğini gösterir. Ülkücü gençlerin acısı bir istatistik, idamları bir denge unsuru, hayatları ise siyasi hesabın rakamı değildir. 12 Eylül’ün ülkücülere yaşattığı zindanlar, C-5’teki işkenceler, “kafes” zulmü, ağır mahkeme süreçleri, idamlar ve ailelerin çektiği tarifsiz acılar, tarihin hafızasında bütün ağırlığıyla yerini korumaktadır. Mustafa Pehlivanoğlu, Cevdet Karakaş, İsmet Şahin, Fikri Arıkan, Cengiz Baktemur, Ali Bülent Orkan, Ahmet Kerse, Halil Esendağ ve Selçuk Duracık… Dokuz genç, dokuz yarım kalmış hayat… Mustafa Pehlivanoğlu’nun darağacına gönderilmeden önce kaleme aldığı mektubundaki “Mustafalar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar.” sözleri, onun inancını ve teslim olmayan ruhunu ortaya koyuyordu. Ailesine ve sevdiklerine bıraktığı son satırlar, darağacının gölgesinde bile davasından ve inancından vazgeçmeyen bir ülkücü gencin vasiyeti olarak hafızalara kazındı. Ali Bülent Orkan’ın son günlerinde dahi ibadetine ve yarım kalan hatmini tamamlamaya önem verdiğine dair anlatımlar, onun darağacının gölgesinde bile inancına bağlı kaldığını aktaran hatıralar arasında yer aldı. Onları anmak; yalnızca isimlerini ve tarihlerini hatırlamak değildir. Zindanlarda çekilen çileyi, C-5 ve kafes zulmünü, mahkemelerde yaşanan acıları, ailelerin gözyaşlarını ve darağaçlarında yarım bırakılan hayatları unutmamaktır. 12 EYLÜL’Ü UNUTMADIK. UNUTMAYACAĞIZ. ARŞİV BELGE VE BİLGİ: [email protected] Ruhları şad, mekânları cennet olsun. #milliyetciturkiye #solmayangüllerimiz #vefa #basbugalpaslanturkes #ülkücüsehitlerimiz

About