@huong567gmail.com:

Hương shop
Hương shop
Open In TikTok:
Region: VN
Tuesday 18 August 2026 08:00:44 GMT
3911
104
2
8

Music

Download

Comments

benni.20026
nam tèo :
ib
2026-08-18 14:14:32
0
duynhom98
Duy_Vio :
1000 mắt dừng ở video này để nhìn đôi dép tông
2026-08-18 08:17:37
0
To see more videos from user @huong567gmail.com, please go to the Tikwm homepage.

Other Videos

Okyanusun ortasında yavrusunun cansız bedenini günlerce sırtında taşıyan anneleri izlerken hepimizin içi parçalanıyor; hayvanların sevgisine, yas tutma yetisine hayranlıkla bakıyoruz. 2018’de 17 gün boyunca yavrusunu okyanusta taşıyan Tahlequah’a da, bu ay Avustralya kıyılarında aynı acıyla çırpınan anne yunusa da haklı olarak gözyaşı döktük. Peki, ekranı kapattığımızda neden aynı empatiyi hemen yanı başımızdaki yaşamlara gösteremiyoruz? Küresel verilere göre her yıl dünyada 300 milyondan fazla sığır ve dana, yaklaşık 600 milyon koyun ve kuzu, 500 milyona yakın keçi ve oğlak henüz yaşamlarının en başında mezbahalara gönderiliyor. Türkiye’de ise sadece bir yılda 1,5 milyona yakın büyükbaş ve 5 milyondan fazla küçükbaş hayvan benzer bir sonu paylaşıyor. Süt endüstrisinde bir inek, sırf biz sütünü tüketebilelim diye her yıl zorla gebe bırakılıyor. Dünyaya getirdiği yavrusu, annesinin kokusunu bile alamadan, henüz birkaç günlükken ondan zorla koparılıyor. Erkek buzağılar sırf eti “körpe ve beyaz” kalsın diye daracık demir bölmelerde birkaç ay beslenip süt danası olarak kesiliyor. Yavrusunun arkasından günlerce ahırları inleterek böğüren anne ineklerin, sofralara meze olsun diye bahar çimenini göremeden canı alınan körpe oğlakların yası hiçbir zaman belgesel olmuyor. Bir annenin acısının, bir yavrunun yaşam hakkının değerli sayılması için illa vahşi doğada mı doğması gerekiyor? Merhametimiz sadece tabağımıza girmeyen türler için geçerli bir illüzyon mu, yoksa artık tüm canlıların acısını aynı vicdanla görmeye cesaretimiz var mı? Yorumlarda buluşalım, düşüncelerinizi merak ediyorum. #hayvanhakları #türcülük #farkındalık #empati
Okyanusun ortasında yavrusunun cansız bedenini günlerce sırtında taşıyan anneleri izlerken hepimizin içi parçalanıyor; hayvanların sevgisine, yas tutma yetisine hayranlıkla bakıyoruz. 2018’de 17 gün boyunca yavrusunu okyanusta taşıyan Tahlequah’a da, bu ay Avustralya kıyılarında aynı acıyla çırpınan anne yunusa da haklı olarak gözyaşı döktük. Peki, ekranı kapattığımızda neden aynı empatiyi hemen yanı başımızdaki yaşamlara gösteremiyoruz? Küresel verilere göre her yıl dünyada 300 milyondan fazla sığır ve dana, yaklaşık 600 milyon koyun ve kuzu, 500 milyona yakın keçi ve oğlak henüz yaşamlarının en başında mezbahalara gönderiliyor. Türkiye’de ise sadece bir yılda 1,5 milyona yakın büyükbaş ve 5 milyondan fazla küçükbaş hayvan benzer bir sonu paylaşıyor. Süt endüstrisinde bir inek, sırf biz sütünü tüketebilelim diye her yıl zorla gebe bırakılıyor. Dünyaya getirdiği yavrusu, annesinin kokusunu bile alamadan, henüz birkaç günlükken ondan zorla koparılıyor. Erkek buzağılar sırf eti “körpe ve beyaz” kalsın diye daracık demir bölmelerde birkaç ay beslenip süt danası olarak kesiliyor. Yavrusunun arkasından günlerce ahırları inleterek böğüren anne ineklerin, sofralara meze olsun diye bahar çimenini göremeden canı alınan körpe oğlakların yası hiçbir zaman belgesel olmuyor. Bir annenin acısının, bir yavrunun yaşam hakkının değerli sayılması için illa vahşi doğada mı doğması gerekiyor? Merhametimiz sadece tabağımıza girmeyen türler için geçerli bir illüzyon mu, yoksa artık tüm canlıların acısını aynı vicdanla görmeye cesaretimiz var mı? Yorumlarda buluşalım, düşüncelerinizi merak ediyorum. #hayvanhakları #türcülük #farkındalık #empati

About