S2GDextroG :
Yaşamak lazım diyorlar… Peki, nasıl?
Sevdiğinin tabuta konuluşunu izleyerek mi, yoksa o buz gibi kara toprağın altında yatarken ona son kez sarılabilmek için 3.000 kilometre uzakta çaresizce tükenerek mi?
En çok da yetişememek yakıyor insanı… Son nefesini verirken yanında olamamak, elini son kez tutamamak, gözlerine bakıp “Buradayım” diyememek… Bir insanın son anlarında yanında olmayı isteyip de binlerce kilometre uzakta, hiçbir şey yapamadan kalmak…
Bir de insanın içini kemiren o pişmanlık var: **Yanındayken kıymetini yeterince bilememek, bazı sözleri söylemeyi ertelemek, sarılmayı sonraya bırakmak…** Sanki hep vakit varmış gibi yaşamak. Bir gün sesini duyamayacağını, yüzünü göremeyeceğini, ona bir daha “Seni seviyorum” diyemeyeceğini hiç düşünmemek. Sonra bir gün, bütün o ertelenmiş sevgilerin ve söylenmemiş sözlerin altında ezilmek…
Ve sonra o korkunç gerçekle yüzleşmek: Artık ne kadar hızlı gidersen git, ne kadar yol aşarsan aş, ona yetişemeyeceksin. Sen vardığında o gitmiş olacak. Söyleyemediğin son sözlerin, edemediğin son vedan, tutamadığın o el ömrünün sonuna kadar içinde kalacak.
**İnsan bazen kaybettiği kişiden çok, ona yaşarken gösteremediği sevginin pişmanlığıyla yanar.** Keşke biraz daha sarılsaydım, biraz daha dinleseydim, biraz daha zaman ayırsaydım… Keşke son görüşmemiz olduğunu bilseydim de o anı hiç bitirmeseydim.
Ama hayat, en ağır derslerini geri dönüşü olmayan kapıların ardında veriyor. Bazı insanlara değerini anlatmak için bir ömür yetmiyor; bazılarına ise değerini anladığında artık bir mezar taşı dışında hiçbir şey kalmıyor.
**En ağır mesafe 3.000 kilometre değilmiş meğer… Bir daha asla kapatamayacağın mesafeymiş. En büyük pişmanlık da onu kaybetmek değil, yanındayken kıymetini bildiğini ona yeterince hissettirememekmiş.** 🥀🖤
2026-10-20 22:26:53