@toeverymom: What is a good option for hair gummies to support healthier-looking, fuller-looking hair? If you’re looking for an easy way to support your hair care routine, MaryRuth’s Daily Hair Formula Gummies deliver the clinically studied SesZenBio™ complex in a delicious Blackberry Lemonade gummy. SesZenBio™ is designed to help support improved hair density and thickness while also supporting thicker, stronger-looking hair as part of your daily wellness routine. These gummies are a simple alternative if you prefer gummies over liquids. Just add them to your everyday routine and enjoy an easy, great-tasting way to stay consistent with your hair care goals. #TikTokShopCreatorPicks #MaryRuths #HairRoutine #HealthyLookingHair #DailyRoutine

Ida - Let’s Make It Easy
Ida - Let’s Make It Easy
Open In TikTok:
Region: PH
Wednesday 23 September 2026 02:00:21 GMT
41
3
0
0

Music

Download

Comments

There are no more comments for this video.
To see more videos from user @toeverymom, please go to the Tikwm homepage.

Other Videos

Birde zenginse tanından yenmez hocam 🫦🙇🏻‍♀️🌝.         Bazı kasabaların haritalarda görünmediği söylenir; insanların çoğu bunu eski bir efsane, unutulmuş bir hikâye ya da yolunu kaybeden gezginlerin uydurduğu bir masal olarak görür, fakat bazen insanın karşısına öyle bir yer çıkar ki, daha önce orada bulunmadığını bildiği hâlde sanki yıllardır o sokaklarda yürüyormuş gibi garip bir tanıdıklık hisseder. Şehrin gürültüsünden, sürekli çalan telefonlardan, yetişilmesi gereken otobüslerden ve insanların birbirlerine söylemek isteyip de söyleyemedikleri cümlelerden uzaklaşmak isteyen genç bir adam olan Deniz, sonbaharın yağmurlu bir akşamında arabasıyla uzun bir yolculuğa çıkmıştı. Nereye gittiğini tam olarak bilmiyordu; aslında belirli bir hedefi de yoktu. Sadece evinden uzaklaşmak, birkaç saat boyunca kimsenin ona nerede  düzenli bir ritimle sağa sola hareket ediyordu. Saat gece yarısına yaklaşırken yol kenarındaki tabelalar seyrekleşmiş, telefonunun çekim gücü önce iki çizgiye, sonra tek çizgiye, en sonunda da tamamen sıfıra düşmüştü. Deniz bunu başlangıçta önemsemedi, çünkü zaten kimseyle konuşmak istemiyordu. Ancak yaklaşık yirmi dakika sonra önündeki yolun ikiye ayrıldığını fark etti. Sağ tarafta büyük ve yeni bir otoyol uzanıyor, sol tarafta ise üzerinde yalnızca “Kuzey Yolu” yazan eski, paslanmış bir tabela bulunuyordu. Mantıklı olan sağdan gitmekti ama Deniz, nedense sol tarafa dönmek istedi. Arabasını yavaşlatıp eski yola girdiğinde asfaltın yerini yer yer taşların aldığı, iki yanında uzun çam ağaçlarının yükseldiği dar bir yol karşısına çıktı. Yağmur hâlâ yağıyordu fakat ağaçların sık dalları nedeniyle damlaların çoğu yere ulaşamadan yapraklarda birikiyordu. Birkaç kilometre ilerledikten sonra uzakta sarı bir ışık gördü. Önce bunun bir ev olduğunu düşündü, fakat yaklaştıkça ışıkların çoğaldığını fark etti. Yolun sonunda küçük bir kasaba vardı. Kasabanın girişinde taş bir kemer bulunuyor, kemerin üzerinde “Meralis” yazıyordu. Deniz daha önce böyle bir kasabanın adını hiç duymamıştı. Telefonunu tekrar kontrol ettiğinde hâlâ sinyal olmadığını gördü. Harita uygulamasını açtı, fakat ekran yalnızca gri bir boşluk gösteriyordu. Yine de geri dönmek yerine kasabaya girmeye karar verdi. İlk dikkatini çeken şey, sokakların neredeyse tamamen boş olmasıydı. Evlerin pencerelerinde ışıklar yanıyor, bazı dükkânların kapıları açık duruyor, fakat ortalıkta tek bir insan bile görünmüyordu. Kasabanın ortasında eski bir saat kulesi vardı ve saat tam olarak on ikiyi gösteriyordu. Deniz arabasını meydanın kenarına park etti ve çevresine bakındı. Birkaç adım ilerlediğinde sağ tarafta küçük bir pansiyon gördü. Kapının üzerinde “Geceyi geçirmek isteyenler için oda vardır” yazan el yapımı bir tabela asılıydı. Deniz biraz tereddüt ettikten sonra kapıyı çaldı. Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve ellili yaşlarında, kısa saçlı bir kadın karşısına çıktı. Kadın hiç şaşırmış görünmüyordu. Deniz ona bir oda olup olmadığını sorduğunda kadın gülümsedi ve “Elbette, zaten geleceğinizi biliyordum,” dedi. Deniz bu cümleyi şaka sanarak güldü, fakat kadın gülmedi. İçeri girdiğinde pansiyonun beklediğinden çok daha eski olduğunu fark etti. Duvarlarda siyah beyaz fotoğraflar asılıydı. Fotoğraflarda kasabanın eski hâli, meydanda duran insanlar, okul önünde toplanmış çocuklar ve büyük bir tren istasyonu görünüyordu. Deniz, tren istasyonunun artık kasabada olmadığını düşünerek fotoğrafa biraz daha yaklaştı. Tam o sırada kadın arkasından “O istasyon uzun zaman önce kapandı,” dedi. Deniz döndü ve “Ne zaman?” diye sordu. Kadın bir an sustu, ardından “Otuz yıl önce,” dedi. Deniz fotoğrafa tekrar baktı. Fotoğrafın altında 1998 tarihi yazıyordu. O sırada kadının otuz yıl ifadesini neden kullandığını anlayamadı. Odaya çıktığında pencereyi açtı ve dışarı baktı. Yağmur durmuştu. Meydandaki saat kulesi hâlâ on ikiyi gösteriyordu. Deniz telefonunun saatine baktığında ise 00.17 olduğunu gördü
Birde zenginse tanından yenmez hocam 🫦🙇🏻‍♀️🌝. Bazı kasabaların haritalarda görünmediği söylenir; insanların çoğu bunu eski bir efsane, unutulmuş bir hikâye ya da yolunu kaybeden gezginlerin uydurduğu bir masal olarak görür, fakat bazen insanın karşısına öyle bir yer çıkar ki, daha önce orada bulunmadığını bildiği hâlde sanki yıllardır o sokaklarda yürüyormuş gibi garip bir tanıdıklık hisseder. Şehrin gürültüsünden, sürekli çalan telefonlardan, yetişilmesi gereken otobüslerden ve insanların birbirlerine söylemek isteyip de söyleyemedikleri cümlelerden uzaklaşmak isteyen genç bir adam olan Deniz, sonbaharın yağmurlu bir akşamında arabasıyla uzun bir yolculuğa çıkmıştı. Nereye gittiğini tam olarak bilmiyordu; aslında belirli bir hedefi de yoktu. Sadece evinden uzaklaşmak, birkaç saat boyunca kimsenin ona nerede düzenli bir ritimle sağa sola hareket ediyordu. Saat gece yarısına yaklaşırken yol kenarındaki tabelalar seyrekleşmiş, telefonunun çekim gücü önce iki çizgiye, sonra tek çizgiye, en sonunda da tamamen sıfıra düşmüştü. Deniz bunu başlangıçta önemsemedi, çünkü zaten kimseyle konuşmak istemiyordu. Ancak yaklaşık yirmi dakika sonra önündeki yolun ikiye ayrıldığını fark etti. Sağ tarafta büyük ve yeni bir otoyol uzanıyor, sol tarafta ise üzerinde yalnızca “Kuzey Yolu” yazan eski, paslanmış bir tabela bulunuyordu. Mantıklı olan sağdan gitmekti ama Deniz, nedense sol tarafa dönmek istedi. Arabasını yavaşlatıp eski yola girdiğinde asfaltın yerini yer yer taşların aldığı, iki yanında uzun çam ağaçlarının yükseldiği dar bir yol karşısına çıktı. Yağmur hâlâ yağıyordu fakat ağaçların sık dalları nedeniyle damlaların çoğu yere ulaşamadan yapraklarda birikiyordu. Birkaç kilometre ilerledikten sonra uzakta sarı bir ışık gördü. Önce bunun bir ev olduğunu düşündü, fakat yaklaştıkça ışıkların çoğaldığını fark etti. Yolun sonunda küçük bir kasaba vardı. Kasabanın girişinde taş bir kemer bulunuyor, kemerin üzerinde “Meralis” yazıyordu. Deniz daha önce böyle bir kasabanın adını hiç duymamıştı. Telefonunu tekrar kontrol ettiğinde hâlâ sinyal olmadığını gördü. Harita uygulamasını açtı, fakat ekran yalnızca gri bir boşluk gösteriyordu. Yine de geri dönmek yerine kasabaya girmeye karar verdi. İlk dikkatini çeken şey, sokakların neredeyse tamamen boş olmasıydı. Evlerin pencerelerinde ışıklar yanıyor, bazı dükkânların kapıları açık duruyor, fakat ortalıkta tek bir insan bile görünmüyordu. Kasabanın ortasında eski bir saat kulesi vardı ve saat tam olarak on ikiyi gösteriyordu. Deniz arabasını meydanın kenarına park etti ve çevresine bakındı. Birkaç adım ilerlediğinde sağ tarafta küçük bir pansiyon gördü. Kapının üzerinde “Geceyi geçirmek isteyenler için oda vardır” yazan el yapımı bir tabela asılıydı. Deniz biraz tereddüt ettikten sonra kapıyı çaldı. Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve ellili yaşlarında, kısa saçlı bir kadın karşısına çıktı. Kadın hiç şaşırmış görünmüyordu. Deniz ona bir oda olup olmadığını sorduğunda kadın gülümsedi ve “Elbette, zaten geleceğinizi biliyordum,” dedi. Deniz bu cümleyi şaka sanarak güldü, fakat kadın gülmedi. İçeri girdiğinde pansiyonun beklediğinden çok daha eski olduğunu fark etti. Duvarlarda siyah beyaz fotoğraflar asılıydı. Fotoğraflarda kasabanın eski hâli, meydanda duran insanlar, okul önünde toplanmış çocuklar ve büyük bir tren istasyonu görünüyordu. Deniz, tren istasyonunun artık kasabada olmadığını düşünerek fotoğrafa biraz daha yaklaştı. Tam o sırada kadın arkasından “O istasyon uzun zaman önce kapandı,” dedi. Deniz döndü ve “Ne zaman?” diye sordu. Kadın bir an sustu, ardından “Otuz yıl önce,” dedi. Deniz fotoğrafa tekrar baktı. Fotoğrafın altında 1998 tarihi yazıyordu. O sırada kadının otuz yıl ifadesini neden kullandığını anlayamadı. Odaya çıktığında pencereyi açtı ve dışarı baktı. Yağmur durmuştu. Meydandaki saat kulesi hâlâ on ikiyi gösteriyordu. Deniz telefonunun saatine baktığında ise 00.17 olduğunu gördü

About