Azizoğlu D&M :
Her sabah saat tam 08:15'te, 3 numaralı metro hattının üçüncü vagonuna biner, kapıya en yakın tekli koltuğa otururdum. Hayatım bir saatin dişlileri kadar düzenli ve tekdüzeydi. Ta ki o Salı sabahına kadar.
Yine aynı koltuğa oturmuştum. Tam karşımda, dizlerinin üzerine eski bir deri çanta koymuş, kırk yaşlarında, son derece sıradan giyimli bir adam oturuyordu. Buraya kadar her şey normaldi. Ancak tren tünele girip ışıklar anlık olarak gidip geldiğinde, adamın yerinde olmadığını fark ettim. Koltuk tamamen boştu. Gitmiş olamazdı, çünkü tren hareket halindeydi ve kapılar kapalıydı.
Kafamı kaldırdığımda, oturduğu koltuğun hemen altına bırakılmış, üzerinde kırmızı tükenmez kalemle "08:22'de aç" yazan sarı bir zarf gördüm. Kol saatime baktım: 08:19.
Vagondaki diğer insanlar telefonlarına gömülmüştü, kimse durumu fark etmemişti. Kalbim hızla çarpmaya başladı. İçimdeki merak duygusu korkuya baskın geldi. Eğildip zarfı aldım. Zaman geçmek bilmiyordu. 08:20... 08:21... Ve sonunda yelkovan 22'yi gösterdi.
Zarfı yırttım. İçinden sadece küçük bir gazete küpürü ve arkasında el yazısıyla yazılmış bir not çıktı. Gazete küpürü, tam 10 yıl öncesine ait bir kayıp ilanıydı. İlandaki fotoğraf, az önce karşımda oturan adamın ta kendisiydi.
Notta ise sadece şu iki cümle yazıyordu:
"Benim için 10 yıl geçti ama senin için sadece 3 dakika. Şimdi arkana bakma ve bir sonraki durakta hemen in."
Tam o anda metronun fren sesleri tünelde yankılandı. Tren durdu, kapılar açıldı. İstasyonun adı panoda belirdiğinde donakaldım. Bu durak, benim her gün indiğim yer değildi; hattın henüz inşaatı bile tamamlanmamış, yıllardır kapalı olan hayalet durağıydı.
Dışarıda, zifiri karanlık peronda, az önce yok olan adam elinde fenerle bekliyor ve doğrudan benim vagonumun kapısına bakıyordu.
2026-10-19 20:07:45